düşünsel etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
düşünsel etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Mart 2008 Perşembe

İrticanın Dibi Yoktur...

Amerika Irak'ı işgal ederken ne düşünüyordu:
Diktatör Saddam 'i devireceğiz, yerine demokrasiyi
kuracağız; halk bizi çiçeklerle bekliyor...
Ne oldu?.. Irak nerdeee?.. Demokrasi nerdeee?..

***
Amerika bir yandan Irak'ı işgal ederken öte yandan
Türkiye için ne düşünüyordu? .
'Ilımlı İslam Devleti Modeli...'

Kafaya bak sen!..
Irak için demokrasi...
Atatürk 'un kurduğu laik Türkiye Cumhuriyeti için
İslam Devleti Modeli...

***
Amerika'nın Irak'a donuk projesi fos çıktı...
Peki, Türkiye'ye donuk projesinden ne haber?..
Gelen giden haberlere, yorumlara, aklıevvellerin el
altından ve üstünden tezgâhlanan söylentilerine bakılırsa,
Amerika'nın aklı başına gelmeye başlamış...
Diyorlarmış ki:
- Ilımlı İslam Devleti Modeli macerası hem
Türkiye'ye uymadı, hem Amerika'ya zarar verdi...

***
İslam kutsal bir dindir...
Ama, ister ılımlısı olsun, ister radikali, 'İslam
Devleti Modeli' nin gerçek adı nedir?..
Tek sözcük:
İrtica!..
Peki, irtica nedir?..

***
İran Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad Tahran
sokaklarında kadın avına
çıkmıştı...

O kadının başörtüsünden taşan saçı, bu kadının
türbanından taşan perçemi tesettüre uygun muydu, değil miydi?..
İrtica budur!..

Ama, irtica elbette bu noktada da durmaz...
Ahmedinejad ayni günlerde eski ve yaşlı kadın
öğretmeninin elini öperken fotoğrafçının objektifine yakalanmasın mı!..
İran?daki Hizbullahçılarda tepki kıyamete dönüştü...

***
Mürteci ne diyordu:
- Müslüman İran halkı, şeriata aykırı bu tür
davranışları affedemez!..
İrticainin dibi yoktur!..
İslam Devleti'nin ılımlısı, yumuşağı, serti olmaz!..
Allah adına ahkâm kesmek bir devletin düzeninde ağır
basmaya başladı mı, insan silinir gider...
İnsanin yerini kim alır?..
Mürteci!..

***
İşin en kotu yanı, yüce Allah, Hazreti Peygamber,
Kuranıkerim adına konuşan mürteci sürüsünün devlet düzeninde iktidarı
ele geçirdikten sonra, gün geçtikçe azmasıdır...

Bu takımdan biri, yolda yürüyen Bektaşi'nin ensesine
okkalı bir tokat vurmuş...
Baba hızla donup bakınca açıklamış:
- Ne bakıyorsun Erenler, bu tokat Allah'tandı. ..
Bektaşi:
- İmanım, demiş, elbette öyledir; ama Allah'ın bu
işi hangi pezevengin eliyle yaptırdığına bakıyorum...

Ilımlı İslam Devleti mi?..
Amerika bu isi hangi pezevenk marifetiyle Türkiye'de
tezgâhlamak istiyor?..

İlhan Selçuk

Laik, demokratik Cumhuriyet'ine sahip ulusalcı insanları 'ulusalcı' diyerek saldırıya geçen tüm 'ulusalcı' olmayan satılmışlara ithaf olunur...

19 Kasım 2007 Pazartesi

çizgi mi yoksa algılarımızın oyununun bir yanılsaması mı?

Bu aralar pek yazmak gelmiyor içimden ama Görkem'in yazısının üstüne aklıma gelip de üşengeçlikten bir türlü yazıya dökmediğim bir iki düşüncemi somutlaştırayım. Önceki blogumda da aslında buna benzer şeyler yazıp çizdim ama özetlemek gerekirse ben diyorum ki: aslında hayattaki herşey bizim algılarımızın oluşturduğu bizim dışımızdaki şeylerim bizim yorumumuza göre şekillenmiş bir yanılsamasındar ibarettir. Cümleyi ne kadar uzatırsanız o kadar karışık görünüyor o yüzden çok sevdiğim örnek olan ilişkiler üzerine düşünceyi açayım. Karşı cinse karşı olarak ilginiz genelde en yakın arkadaşlarınızdan bile farklı olur, çok beğendiğiniz karşı cins, hemcinslerinizce pek de çekici bulunmaz, size göre ise mükemmele yakın bir insan vardır karşınızda. Bu düşünceyi ne kadar çok düşünürseniz o kadar çok bağlanırsınız ve o kişi sizin için o kadar üstün bir niteliğe büyünür, işin dozajı kaçarsa tutkunun boyutu da kaçar, hayatınız onun erafında döner. Gün gelir de ilişki biterse bu çizginin bir anda diğer tarafında bulursunuz kendinizi ve belki de bir süre bünye olarak yamursunuz, toparlanmanız uzun sürebilir ama er ya da geç toparlanırsınız çünkü algılarınız da bu yeni duruma uyum sağlamaya başlar ve önce durum bu sefer size de garip gelir, nasıl oldu da bu insanı bu kadar gözünüzde büyüttüğünüzü düşünürsünüz, o da kalabalığın bir bireyidir ve pek değil, hiç mükemmel değildir, hatta daha önceden hiç dikkatinizi çekmeyen bir sürü kötü yanını görmeye başlar ve kendi kendinize şaşarsınız nasıl oldu da onu bu kadar mükemmelleştirdiniz.

Tıpta kullanılan ağrı giderme yöntemleri ile de benzeşir bu durum, belki de insan beynin normal işleme sürecidir. Ağrıyı aslında tedavi edemez tıp sadece onu hafifletme veya bir başka şeyle perdeleme yoluna gidilir, sinir sistemimizin dikkati bir nevi başka yere çekilir ve acı hissedilmemeye başlar.

Peki bu durumda ne yapabiliriz? Pek birşey değil :) O anın geçicici olduğunu bilmek ve anın tadını çıkarmak tüketimci bir birey olmak anlamına gelse de kendini fazla kaptırmadan yapmak istediğini o anda yapmak belki de seçilmesi gereken yöntemdir, bilmiyorum...

15 Kasım 2007 Perşembe

Mutluluk ve mutsuzluk arasındaki ince çizgi

Uykusuzluğun 40. saatinde, tatlı bir sarhoşluk ve yarına yetişecek makalenin getirdiği çöküntünün küflü tadıyla, karnımdan bazı sesler geldi.

Önce şuraya gidiniz efendim:
http://oddchick.com/albumfunnypics/slides/LetterofThanks.jpg

Durağan koşullar ne olursa olsun, ruh halimizin ve hayattan aldığımız keyfin özeti, sadece koşullarımızdaki sıradışı değişiklikler.

mutluluk = dk/dt { k=koşullar }

Yani diyor ki, bir insan yavrusu bugün piyangoya konsa (1 trilyon lira, ya da yeni bir sevgili olabilir bu piyango) mutluluğu tez zamanda yine normal 'nötr' düzeyine ulaşır, ta ki elindekini kaybedene dek. Elindekini kaybedince de, ilk etapta çok fena yıkılsa da zamanla yine 'nötr' düzeye erişir.

Ses, koku, tat duyularımız da böyle değil mi? Bir odada uzun süre kaldığınızda, artık o odadaki durağan koku sizin için belirginliğini yitirir. Sürekli aynı yemeği kaşıklarsanız, ilk lokmalardan sonra tadı giderek nötrleşmeye başlar. Bu yüzden turşu bu kadar popüler değil midir?

Çalan parça: Al Jarreau - Take Five (balkaymak)